FINDIK İÇİN YENİ BİR BAKIŞ VE POLİTİKA GEREKİYOR
PrintHaber Tarihi : 08.06.2021 13:50
Yazar Ayhan SÜRMEN'in kaleminden
Sanırım bu başlık size hep duyup kanıksadığınız eski söylemleri çağrıştırdı. Ama öyle değil. Bu defa farklı şeyler söylemek ve sizlerle konuyu müzakere etmek istiyorum.
Karadenizlinin çay, fındık ve hamsi kelimesini duyup da kalp ritminin değiştiğini hepimiz bizzat iç dünyamızda yaşamaktayız. 
Bu ürünlerimize tek tek zaman ayırmak amacıyla bu gün fındık konusunu ele almış olalım. Biraz uzun olabilir, o nedenle sıkılmada okumanız için elimden geldiğince konuyu sadeleştirmeye çalışacağım.
Geçenlerde bir arkadaşım bana bir makale gösterdi. Makale fındıkla ilgili Zürih Üniversitesinde yazılmış bir makale. Diyeceksiniz ki bir gram fındık üretmeyen İsviçre’de bir üniversite fındıkla ilgili makale neden yazsın?  Evet, ama biz biliyoruz zaten en kaliteli ve devasa çikolata markalarının İsviçre kökenli olduğunu... 
Ancak makalenin sonucunu bilmiyoruz. Neymiş peki makalenin sonucu? Şaşırtıcı bir sonuç “fındık beyin saatini ayarlıyor”. Yani alzaymır hastalığının başlangıcını öteliyor. Yani fındık aslında bir gıda olmanın ötesinde bir ilaç…
Kafanız karışmasın bunu ilk söyleyen ben değilim. Eski Başbakanlarımızdan ve meslektaşım olup mesleğimizin de duayeni merhum Prof. Dr. Necmeddin Erbakan’ın geçmişte fındıkla ilgili şöyle bir sözü var. “Fındık İsrail’de yetişseydi şimdi biz onu eczanelerden ilaç diye satın alıyor olacaktık”. 
Evet aynen böyle, ancak biz fındığın katma değerini kısa vadede bir ilaç seviyesine çıkaramayız, işin uzun vadede gerçekleşebilecek bu kısmını “yıldız proje” olarak gelecek nesillerimize, araştırma merkezleri ve üniversitelerimize bırakarak güncel durumda kısa ve orta vadede fındıkla ilgili yapılması gerekenlere bir göz atalım istiyorum…. 
Öncelikle fındık piyasasının kendi ayakları üzerinde duramaması ve bu ürünün hala TMO, yani devletin piyasaya müdahalesini gerektiriyor olmasının önündeki engellerin aşılması konusu fındık yetiştiren bölgelerdeki ticaret erbabının yani ticaret odası, ticaret borsası vs nin ele alması gereken bir konudur. Bu konunun içine Fiskobirlik de girer. 
Ancak özerk yapı olan Fiskobirlik mali yönden acze düşüp piyasadaki gücünü kaybettiği için o boşluğu TMO, yani devlet doldurdu ve fındık piyasasını düzenleme yönünde devlet rol aldı, ya da tam söylemek gerekirse rol almak ve müdahale etmek zorunda kaldı. Fiskobirlik bir çiftçi kuruluşu ve fındık piyasasının önemli bir aktörü olarak şöyle dursun, biz işe fındık piyasasının kendi ayakları üzerinde durması, hatta yürüyüp koşması yönünde neler yapılması gerektiğini konuşma yönünde el atalım.
Fındık konusunun geriye doğru hasat ve rekolte istatistiklerine bir göz atarsak genellikle rekoltenin bir yıl yüksek, sonraki yıl düşük, sonraki yıl tekrar yüksek olacak şekilde bir sinüzoidal grafik çizdiğini görürüz. Bu rekolte fındığın az olduğu yıllarda 350-400 bin ton seviyelerine düşerken fındığın çok olduğu yüksek rekolteli yıllarda 700-750 bin ton seviyelerine kadar çıkabilmektedir. 
Durum bu olunca da ister istemez iktisattaki kural gereği talep-miktar ilişkisi ile talebin belirlediği fiyat düşük rekolte değerlerinde yüksek, yüksek rekoltede düşük olmakta, biz de bunu her yıl sezon öncesinden başlayıp sezon sonrasında da devam edecek şekilde tartışmakta, hatta konuyla ilgili spekülasyonlara da katlanmaktayız.  Lakin “ortada çukur var yandan geç” misali işin aslını tartışmaktan ziyade yıl boyunca tarafların “birikmiş gazı atmak” gibi bir işlevini  realize eden  bu yapısal sorunun çözümü için çok şey söylemek gerektiği günlere doğru evriliyoruz.   
Ne demek istediğim açıktır. Üreticinin ölçek ekonomisi yönünden çok küçük parçalı yapısı ve adeta atomize olmuş çiftçi profili, işin üretim alanının ölçek ekonomisi yönüyle ele alınmasını ve bu alanda üretimin lisanslanmasını yakın gelecekte tartışıp planlamayı, orta vadede de uygulamaya geçmeyi zorunlu kılmaktadır. Önümüzdeki zamanlarda konunun buraya doğru evrileceğini şimdiden görüyor gibiyim.   
Okurlarıma bir ipucu vermem gerekirse, konuyu benzeş olması nedeniyle ölçek ekonomisi ve öneminin anlaşılması amacıyla  Tarım Orman Dergisinde de yayınlanmış olan Yozgat’ın Kadışehri ilçesi,  Kabalı köyündeki meyve yetiştiriciliği projesine göz atmanızı tavsiye ederim.
Fındığın üretim alanının lisanslanması, bu alanda kullanılacak tarımsal teknolojilerin ve mekanizasyonların da gelişimine şimşek çakacak, bölgedeki sanayi, üniversite ve Ar-Ge faaliyetleri artarak emek ve iş gücünün teknolojik alana daha çok dönüşümü kendiliğinden gelişecektir. 
Şu anda fındık üretimi konusunda sadece patoslama mekanizasyonuyla dar bir alanda teknoloji  kullanılırken, ileriki yıllarda bu gelişme sonunda  genişleyerek  fındığın toplanması, patoslanması, ayıklanması, kurutulması ve çuvallanıp lisanslı depoya taşınması vs bir sürece dönüşerek sektörün önemli bir parçası haline gelecektir.
Ve son olarak da fındık için lisanslı depo kurulumu gelmektedir ki, bu konuda Giresun’da Ticaret Borsasının kurduğu ve TMO’nun da destekleyerek ürünlerini koyduğu bu alt yapıların Trabzon başta olmak üzere, Ordu, Düzce vs önemli fındık üretim merkezlerine de kurulup yaygınlaştırılması için buralarda bulunan Ticaret odaları, Ticaret borsaları, sivil toplum ve mesleki kuruluşları vs konuyu sahiplenip ele alma zamanı çoktan  gelmiştir.   
Bu modern depolarda fındık bozulmadan 3-4 yıl saklanabilmektedir. Bu yöndeki alt yapı ve lisanslı depo işletmeciliği gelişirse fındık piyasası arz fazlası kapanına düşmeyip fiyatların rekolte ile direk speküle edilen ilişkisi kesilmiş olacak  ve piyasa düzenlemek maksadıyla müdahale yapan TMO’nun da yükü , daha da önemlisi de olası bir kamu zararı önlenmiş olacaktır. Ayrıca sağlıklı bir lisanslı depo alt yapısı, fındığın tahmil, tahliye vs işletme maliyetlerini de düşüreceğinden bu gelişmeler fındık fiyatları rekabetçi yönde de tetikleyecektir. 
Bundan daha da önemlisi borsada fındığın ikinci ve üçüncü ele geçişiyle oluşacak piyasası, fındığın sektör bazında Avrupa ve dünya pazarlarında  fiyatının istikrarlı, sağlam ve kararlı  bir  zeminine oturması sağlanmış olacaktır.  Bunun oluşturacağı katma değer ve istihdamı tartışmayı da sizlere bırakıyorum. 
Selam olsun fındık sektörü ve paydaşlarına, selam olsun Karadeniz’in güzel insanlarına.   
AYHAN SÜRMEN